Türk tiyatrosunda Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu, sanatın sadece belirli bir zümreye mahsus görüldüğü bir dönemde Afife Jale; tüm baskılara ve toplumsal engellere göğüs geren sarsılmaz bir öncü olmuştur. 1920 yılında “Yamalar” oyunuyla ilk kez sahneye çıktığında, canlandırdığı karakterin ötesine geçerek bir zihniyet devriminin fitilini ateşlemiştir. Onun bu cesareti, sadece bir performans değil, kadınların kamusal alanda var olma hakkının güçlü bir ilanıdır.
Ancak bu büyük cesaretin bedeli, genç yaşta polis baskınları, adli takibatlar, işsizlik ve derin bir yalnızlıkla geçen zorlu yıllar olmuştur. Dönemin kısıtlayıcı yasaları ve toplumsal yargıları nedeniyle defalarca sahneden indirilmiş, tutuklanmış ve mesleğini yapması engellenmiştir. Bu baskılar onu fiziksel ve ruhsal olarak yıpratsa da, sanatına olan tutkusu ve kadınların önünü açma kararlılığı hiçbir zaman sönmemiştir.

Tarihin tozlu raflarından çekip çıkardığımız Afife Jale’nin öyküsü, bir vazgeçiş hikayesi değil; aksine imkansızlıklar içinde var olma ve sesini duyurma mücadelesidir. “Beni acıyarak değil, düşünerek, severek, kucaklayarak hatırlayın” diyen sanatçı, bugün sahnedeki her kadının attığı imzanın ve sergilediği her performansın ilk mürekkebidir. Onun hayatı, sanatın hiçbir engel tanımayacağının ve özgürlüğün ancak bedel ödenerek kazanılacağının en somut kanıtı olarak tarih sayfamızda yer almaktadır.
Bugün “Kadının İmzası” olarak bizler, Afife Jale’yi sadece bir isim olarak değil, bir “özgürlük simgesi” olarak selamlıyoruz. Onun açtığı yolda bugün binlerce kadın sanatçı özgürce sahne almakta, yönetmekte ve üretmektedir. Onu tarihin görünür bir öznesi yapmak; sanatın ve kadının birleştiği her noktada onun mirasını hatırlamak ve bu mirası gelecek nesillere aktarmaktan şeref duyuyoruz.