Türkiye’nin İlk Kadın Gazetecisi Selma Rıza Feraceli Kimdir?

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, kadınların toplumsal alandaki varlığının oldukça kısıtlı olduğu bir iklimde Selma Rıza Feraceli; o dönemde düşünceleri ve cesur kalemiyle gazeteciliğe adım atan ilk kadındı. 1872 yılında İstanbul’da doğan Selma Rıza, ailesinden aldığı Batılı eğitim ve hürriyetçi fikirlerle erken yaşta tanıştı, kadınların eğitim hakkı ve özgürleşmesi konusundaki fikrini hayatının merkezine koymuştu.

Henüz genç bir kadınken Paris’e, sürgündeki ağabeyi Ahmed Rıza’nın yanına gitmesi, onun karakterinin sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir aktivist olarak şekillenmesini sağlamıştı. Paris’te geçirdiği yıllar boyunca, Jön Türk hareketinin içerisinde yer alan tek kadın üye olarak tarihe geçen Selma Rıza, burada “Meşveret” ve “Şura-yı Ümmet” gazetelerinde Fransızca ve Türkçe yazılar kaleme almıştı. Bu yazılarında sadece siyasi eleştirilerle yetinmemiş, kadınların eğitim görmesinin bir lütuf değil, toplumsal kalkınma için bir zorunluluk olduğunu savunmuş ve vurgulamıştı. O dönemde kadınların gazete sütunlarında fikir beyan etmesi imkansıza yakınken, o hem bir gazeteci hem de bir romancı olarak kadının düşünce dünyasındaki sarsılmaz gücünü kanıtlamıştı.

1908 yılında Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İstanbul’a dönen Selma Rıza, burada kadınların sosyal hayata katılımını artırmak amacıyla kurulan cemiyetlerde aktif roller üstlenmişti ve ilk Türk kadın romanlarından biri olan “Uhuvvet”i (Kardeşlik) yazmıştı. Gazetecilik mesleğini bir silah gibi kullanarak, kadının pasif bir figürden, karar mekanizmalarında yer alan bir özneye dönüşmesi için mücadele vermişti. Ancak döneminin siyasi çalkantıları ve toplumsal yapısı, onun bu devrimci duruşunun zamanla tarihin tozlu sayfaları arasında gölgede kalmasına neden olmuştu.

Selma Rıza’nın bu denli büyük bir öncü olmasına rağmen tarihin tozlu sayfaları arasında gölgede kalmasının sebebi, sadece dönemin siyasi çalkantıları değildi, aynı zamanda tarihin genellikle “erkeklerin kaleminden” yazılmış olmasıydı. Jön Türk hareketi içinde aktif rol almasına karşın, hareketin eril yapısı ve sonrasındaki muhafazakar toplumsal kabuller, onun entelektüel mirasını bir kenara itmişti. Kadınların başarılarının “istisna” olarak görülüp sistematik bir şekilde belleklerden silinmeye çalışılması, Selma Rıza gibi bir devrimcinin isminin sadece akademik sayfalarda kalmasına neden olmuştur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir